Cİnsel Organ TemİzlİĞİ
5 Ağustos 2007 Pazar
Bu dönemden itibaren vücut temizliğinde banyo yapma dışında üreme organ temizliğine özel olarak önem vermek gerekmektedir. Kıllı deride ter bezleri çok daha fazla sayıdadır. Bu nedenle terleme ve terleme sonrasında koku çok daha rahatsız edici olabilir. Bunun yanı sıra terlemeden dolayı kirlenme ve cildimizde mikropların yerleşmesi çok daha kolay olmaktadır. Mikroorganizmaların bu bölgelere yerleşmesi ile kaşıntı, kızarıklık, şişme, ağrı ve o bölgede ısı artışı gibi iltihabın belirtileri görülmeye başlar.
1. Adet Döneminde Temizlik ve Bakım Nasıl Yapılmalıdır?
Kızlar yaklaşık on iki, on üç yaşlarına geldiklerinde, bir gün çamaşırlarında kan lekesi görürler. Genç kız bu kan lekesinin ne olduğunu bilmiyorsa korkabilir, endişelenerek telaşlanabilir. Bazen bilgisi olsa da utanabilir, çekinebilir. Hemen hemen bütün genç kızlar bu duygulardan bir kaçını beraber yaşarlar. Bu nedenle ergenlik belirtileri başlayan kız çocuklarına bu konuda önceden bilgi verilmelidir. Adet kanaması yaklaşık ayda bir defa vajinadan gelen bir kanamadır. Normalde 21-35 günde bir adet görme olabilir. Kanama süresi ise 3-7 gün arasında değişir. Adetin başlaması sırasında hafif bir karın ve kasık ağrısı, uyku hali, yorgunluk, halsizlik ve sinirlilik olabilir. İlk gün ağrı biraz daha fazla, kanama ise koyu renklidir. Daha sonra miktar giderek artar. Bir kaç gün içinde kanama azalır ve renginin açıldığı dikkat çeker.
Adet döneminde kadın üreme organ`larından rahmin iç duvarını kaplayan ince doku atılmakta olup, bu doku mikropların çok sevdiği bir ortam özelliğini taşımaktadır. Bu nedenle ayakta ya da başkaları tarafından kullanılmayan temiz bir taburede oturarak yıkanma önerilir.
Eğer sık olarak banyo yapma olanağı yoksa, adet döneminde dış üreme organlarının özel olarak temizlenmesi gerekmektedir, çünkü adet sırasında rahimden gelen kan kullanılan pet ile dış üreme organları arasında birikmektedir. Dış üreme organları derisi üzerinde biriken bu kan artıkları yine mikropların yerleşmesi ve üremesi için oldukça uygun bir ortam oluşturmaktadır. Cilt üzerinde doğal olarak bulunan mikroorganizmalar vardır. Cilt temizliğine dikkat edilmediği zaman bu mikroplar cildimize zarar verecek şekilde üremeye başlar. Bunun yanı sıra bu bölgede idrar yolu çıkışı bulunmaktadır ve bağırsakların çıkışına da yakındır. Bağırsaklardan atılan dışkı içinde çok sayıda mikrop vardır, tuvalet sonrası temizlik, dışkının ön tarafa bulaşmasını önlemek için önden arkaya doğru yapılır. Aksi halde (arkadan öne doğru) mikroplar kolaylıkla bu bölgeye bulaşabilir. Dış üreme organ`larına gelen bu mikroplar yalnızca burada yerleşmekle kalmaz, bu bölgeden içeriye doğru rahatlıkla giderek iç üreme organ`larında ve idrar yollarında da iltihap oluşmasına neden olabilirler.
Adet döneminde dış üreme organ`larının temizliğinin yanı sıra kullanılan pedlerin temizliğine de dikkat edilmesi gerekmektedir. Çamaşır içine konan kanı emmesi istenen malzemenin temiz olması gerekmektedir. Adet döneminde kullanılması için üretilen özel pedler bulunmaktadır. Pedler temiz olarak üretilmekte ve kullanım kolaylığı da bulunmaktadır. Külot içine yerleştirilen pette bulunan koruyucu tabaka emilen adet kanının çamaşıra geçmesini önlemektedir. Pedler bir defa kullanılmalı, kanama durumuna göre sık sık değiştirilmelidir (bir ped asla altı saatten uzun kullanılmamalıdır). Gece kullanımına veya kanamanın fazla olduğu durumlara yönelik özel pedler üretilmektedir. Pedlere mikrop bulaşmaması için kullanmadan önce açıkta taşınmamalı, özellikle dış üreme organlarına temas edecek yüzü asla kirletilmemelidir. Sadece taşıma değil, kullanım öncesi el temizliği de önemlidir. Ellerin önceden sabunlu su ile yıkanmış olması ve pedin dış üreme organ`larına temas edecek yüzünün olabildiğince ellenmemesine gayret edilmelidir. Pedler kullanım sonrası küçük torbalara konmalı ya da önerildiği şekilde katlanarak çöp kutusuna atılmalıdır. Pedler suda erimeyen malzemeden olduğu için tuvalete atılmamalı ve kapatılmadan açıkta bırakılmamalıdır.
Ülkemizde adet döneminde bez kullanımı da oldukça yaygındır. Bezlerin kullanımında da uyulması gereken bazı kurallar vardır. Bezin adet dönemi için sıvı emici özelliği olan pamuklu kumaşlardan, kenarlarının bastırılarak özel olarak hazırlanması gerekmektedir. Adet kanı ile kirlenen bezin üzerindeki kanın yıkanması, çamaşır suyunda bekletilerek mikroorganizmalardan temizlenmesi, iyice durulanması, kuruduktan sonra da ütülenerek yine mikroorganizmaların yok edilmesi gerekmektedir. Ayrıca temiz bir şekilde saklanması ve taşınması da önem taşımaktadır. Bezlerin değiştirilme sıklığı da pedler gibidir, ancak bezin sıvıyı içinde tutup dışarıya vermeme özelliği olmadığı için çamaşırı kirletmesi daha kolay olabilir.
Bazı kişiler de adet döneminde pamuk kullanmaktadır. Pamuğun kolaylıkla ayrılabilme özelliği kullanım zorluğuna neden olabilir. Pamuk kullanımı özellikle isteniyorsa, o zaman pamuğun temiz bir gazlı bez ile sarılarak kullanılması yerinde olur. Değiştirme sıklığı, saklanması ve uygulanması sırasındaki öneriler bez ile aynıdır.
Ülkemizde tampon kullanımı da yaygınlaşmaya başlamıştır. Tampon vajina içine yerleştirilen ve vajinadan dışarıya doğru sarkan bir ipi olan, adet kanını emecek şekilde özel olarak hazırlanmış bir malzemedir. Üç değişik büyüklükte hazırlanmışlardır. Bu materyalin üretiminde pamuk kullanılmakta, ancak özel işlemlerden geçirilerek parçacıkların vajina içinde ayrılmaması sağlanmaktadır. Tampon temiz bir şekilde üretilmekte, kullanıma kadar üzeri kapalı kalmaktadır. Kullanım öncesinde yine ellerin mutlaka temiz olması gerekmektedir. Kullanım kılavuzunda anlatıldığı gibi, tampon üzerindeki ambalaj gösterilen yerden açılmalı, hiçbir yere konmadan hemen uygulanmalıdır. Uygulamayı kolaylaştırmak amacıyla bazı tamponlarda yardımcı bir araç bulunur. Tamponlar vajina içine doğrudan yerleştirildiği için uygulama sırasında temizliğe özellikle önem verilmelidir. Tamponun vajinada altı saatten fazla kalmamasına özen göstermek gerekir. Tamponun daha uzun süre kalması halinde vücutta bulunan mikropların, üzerinde üreyerek kana karışması “toksik şok” olarak bilinen istenmeyen bir duruma neden olabilir. İlk belirtileri ateş ve kan basıncının düşmesi olan, hastanede yatarak tedavi gerektiren toksik şok, ölüme neden olabilir.
2. Tuvalet Sonrası Beden Temizliği
Sağlıklı bir insanda idrar mikrop içermez, ancak dışkının her milimetre küpünde milyonlarca bakteri bulunur. Bunlar bağırsaklarımızdan atılmış olmasına rağmen, herhangi bir yolla tekrar vücudumuzun iç ortamına bulaştıklarında hastalığa neden olurlar. Bu nedenle özellikle dışkılama sonrası temizliğin özenle yapılması çok önemlidir. Dışkılama sonrası temizlik, daha önce de belirtildiği gibi idrar çıkışı açıklığına ve kadınlarda vajina girişine mikrop bulaştırmamak için mutlaka önden arkaya doğru yapılmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken diğer noktaysa, dışkılama sonrası temizlik yapılırken ellere mikrop bulaştırılmamasıdır. Dışkılama sonrası temizlikte doğrudan eller kullanıldığında kirlilik öyle artmaktadır ki etkili yıkama ile dahi eller tam olarak temizlenmemektedir. Bu nedenle dışkılama sonrasında ilk temizliğin, gözle görünür bir kirlilik kalmayıncaya kadar yinelenerek her seferinde kuru temiz tuvalet kağıdıyla, daha sonra yine el değdirilmeden fışkıran suyla ya da ıslatılmış kağıtla yapılması ve bölgenin tuvalet kağıdı ile kurulanarak temizliğin bitirilmesi en uygunudur. Bu işlem bittiğinde eller mutlaka aşağıda el temizliğinde anlatılan şekilde etkili bir biçimde yıkanmalıdır. Özellikle ellerde istenmeyen bir bulaşmanın olduğu durumlarda kullanılan musluk, sifon ya da kapı kolu ve benzeri bir yüzeye dokunmak gerekiyorsa, buralara doğrudan temas yerine tuvalet kağıdı kullanarak dokunmak, tuvalet kağıdının ruloda kalan bölümünü kirletmemek, hem daha sonra kendimizi hem de birlikte ortamı paylaştığımız insanları, dışkı ile bulaştırmamak açısından önemlidir.
Etiketler: akalın, akarım, Cİnsel Organ, Cİnsel Organ TemİzlİĞİ, kolay lokma, oğul, oğul var, olap, polil, şaka, temişlik, TemİzlİĞİ, temz şart
Seviş(miş) gibi yapıyorsun...
Eşinizin ya da sevgilinizin kollarındasınız. O an, istemediğiniz bir yığın cinsel eylemle karşı karşıyasınız. Bunlardan, hiç mi hiç hoşlanmıyorunuz. Ama hoşlanıyor(muş) gibi yapıyorsunuz. Sevişme sonrasında eşiniz orgazm oldu. Sıra sizde. Siz de, zevkin doruklarındaydınız! Eşiniz soruyor; "Nasıldı hayatım?" Yanıt; "Harikaydı!" I- ıh, yalan!"
Çevremizde seks hayatından yakınan o kadar kadın var ki. Eşleriyle cinsel bakımdan uyuşamadıklarını söyleyen bu kadınlar, rahatsızlıklarını "doğalmış gibi" yaşıyor, sorunlarına bir çözüm üretmeye de yanaşmıyorlar. "Amaan, bütün erkekler böyle" lafı artık nakarat gibi olmuş. Buna benzer sözlerle geçirtiriveriyorlar. Oysa, aynı kadınlara 2 yıl, 5 yıl öncesini sorsanız şaşırırsınız. O zaman, "çifte kumru" hikayeleri seriliyor ortaya. İlişkilerinin ilk günlerinde, aylarında her şeyin "olağanüstü" olduğunu anlatıyorlar. Peki, sonra neler olmuş? Sonrası, o bildik hikaye; O çılgınlar gibi sevişen eşler, sevgililer sonra, yatakta "kardeş kardeş" yattıklarını söylüyorlar.
Bu tür yakınmalar çok... Bu yazıda, biraz bu yaraları deşeceğiz. Asıl olarak da, "cinsel uyumsuzluk" konusuna değinmek istiyoruz. Çünkü eşler arasındaki bu "uyumsuzluk", sorunun belkemiğini oluşturuyor. Uzmanlara göre, cinsel uyumsuzluk erkeğin ve kadının birbirlerini daha yakından tanımaya ve yenilik istemeye başladıkları zamanlarda ortaya çıkıyor. Bu da, ilişkilerin ikinci ya da üçüncü yılına denk geliyormuş. Peki, bu uyumsuzluklar neler? O kadar ayrıntılar var ki... Erkeğin farklı seks talepleri (örneğin anal seks). Basit olarak gördüğümüz tutumlar bile anlaşmazlık konusu olabiliyor. "Yok aydınlıkta sevişelim", "Hayır olmaz, karanlık daha iyi" tartışmaları da cinselliğin seyrini değiştirebiliyor. Cinsel uyarıcılara, porno film vs. gibi dışsal etkenlere gereksinim duyan erkekler de çoğunlukta. Bu doğal bir istek ama porno film konusu, bir çok kadın için henüz tabu. Kadınlara biçilen roller, bu tür materyallerden uzak olmalarını sağlamış. Değil porno film izlemek, eşiyle sevişirken bile utanç duyan kadınlar mevcut.
Mekanik seks
Evlilik, her şeyden önce ruh birliği. Bir düşünce ve duygu alışverişi. Aynı zamanda bedensel uyum... Cinsel hayatta farklı beklentileri olan çiftlerin, o ilişki içinde mutlu olması mümkün değil. Kadın ve erkek, aktif olarak cinsellik eylemine katılamıyorsa, sonuçta o ilişki tat vermez. Hele, tek taraflı yaşanıyorsa durum hepten vahim. Bu "tek taraflılık" söz konusu olunca, erkeklere dokundurmadan edemeyeceğim yine. Cinsel birleşmeyi, bütünleşmeyi, "cinsel boşalımdan" ayırt edemeyen erkeğe taktığımız adları biliyorsunuz. Bu "maço"ların sevişme süreleri 5 dakika ile sınırlı. (Bazılarınızın sesini duyar gibi oluyorum; "O bile çok" diyorsunuz sanırım!) Seks, bu düzeyde algılandığı sürece yatak odasında yaşananlar "mekanik" olmaktan öteye gidemiyor. Paylaşma duygusu, sıcak temaslar, bu tür ilişkilerden çok uzak maalesef. Peki ,böyle bir cinsel eylemden kadının zevk alması mümkün mü? Kesinlikle, değil zevk almak, işkenceye dönüşüyordur o yatak hikayesi, öyle değil mi? O zaman adımız, "soğuk kadın"a çıkıyor! Eee, bunu dedirtmek lazım. O zaman ne oluyor? İşte o "miş gibi"ler başlıyor. Söz konusu kadın, erkeklerin deyimiyle "buz gibi" olabilir gerçekten.. Fakat "görev" diye de bir şey var! O görevler, gerekli anlarda yerine getiriliyor işte. Kadın azap içinde bitiriyor o ilişkiyi.
"Ne zaman bitecek?"
Şu da var; bazı insanlar için bu, artık "sorun" bile değil. Makineleşmiş gibi, fiziksel temaslar yaşanıyor. Sanki bir akşam yemeği yemişsin ve doymuşsun. Yaşanan duygu bu. Ne artırıyor ne eksiltiyor. Fiziksel ilişkiyi esas alan ve bunun normal olduğunu düşünen bazı çiftler, cinsel yaşamın renginin, tadının, kokusunun kesinlikle farkında değiller. Ya da böyle olmak işlerine geliyor. Tabii ki bu tür ilişkilerde, evlilik mutsuz yürüyor diye de bir kaide yok! Kadın zaten kendini o yaşam biçimine alıştırmış. Yataktaki o tuhaf rutinlik, tek yanlılık bir sorun bile değil belki onun için. O sadece, "Aman, ne zaman bitecek" diye bakıyor. "Görev" dedik ya. Erkeğin, seksi tamamen fiziksel bir eylem olarak gördüğüne kendini inandıran kadın, bunun noktalanmasıyla, çocuğunu pişpişlemiş anne gibi hissediyor kendini. Şaşırmayın, hakikaten böyle ilişkiler var. Ve en kötüsü, hiç dert etmiyorlar. Ya da nasıl başarıyorlarsa, böyle bir sorun yokmuş gibi davranmayı becerebiliyorlar. Cinsel birleşmeye başka bir anlam yüklemeyen bu anlayıştaki çiftler, öte yandan, sosyal yaşamlarında sahiden de çok uyumlu bir tablo çizebiliyor. Ama bir de kadına sorun. O, "miş gibi" yapan kadına. Ne zaman, birliktelikte bu kanallar da tıkanıyor, o zaman "acı gerçek" ortaya çıkıyor. Diğer alanlarda da iletişimsizlik başlayınca, o zaman çözüm aramaya başlıyorlar. Ne yazık ki, o zaman da çok geç kalınıyor. Peki, birbirlerine karşı sorumluluk duyan çiftler bu sorunlar karşısında ne yapıyor? Bir kadın bununla ilgili olarak ilginç bir örnek veriyor kendi yaşamından; "Biz, 2 yıllık evli çiftiz. Eşimle birbirimizi çok seviyoruz. Aramızda sorun olarak ilk önce cinsellik problemi başladı. İkimiz de, bu iki yılın sonunda, ruhsal bir doyumsuzluk yaşadığımızın farkındaydık. Her şey çok rutin geliyordu bize. Buna çözüm bulmak için önce konuştuk. Seks hayatımızı nasıl renklendirebileceğimiz üzerinde günlerce tartışmalar yaptık. Tabii ki, emek verdik ama sonuçta olmadı. Bizim bu konudaki yeteneğimiz sınırlıydı belki de. En sonunda eşimle beraber bir seks terapistine gittik. O uzman, önce tek tek terapiye aldı bizi, sonra birlikte terapilere katıldık. Bir uzmanın yönlendirmesiyle birlikte ufkumuz genişledi. Sonuçta çözdük. Artık birbirimize çok daha bağlıyız ve her sevişmemizde büyük heyecanlar yaşatabiliyoruz birbirimize..." Onlar, birbirlerini "keşfetmişler". Hayatlarında kaçınılmaz olarak var olan cinselliği, sofradaki bir "garnitür" olarak değil, yemek sonrası yenen bir tatlı gibi algılıyorlar. Tekdüzeliğe düşmemek için açıkça uğraş veriyorlar. Çünkü birbirlerine saygı duyuyorlar, sorumluluk besliyorlar.
"İyi geceler sevgilim!"
Bu tip sorunlarda erkeklerin benciliğini eleştirirken, kadınlara da iki çift laf söylemek lazım aslında. Yüzükleri taktıktan, adamın nikahına geçtikten sonra kadınlar, kaleyi fethetmiş komutan gibi gevşiyorlar. Bir süre sonra, mutfak kuzusu haline geliyorlar. Hele, iki de çocuk doğurmasın... "Kutsal anne" rolünü benimseyiveriyorlar. Cinsellik, "olsa da olur, olmasa da" mantığıyla yaklaşıyorlar.
Kadın, "kutsal anne" kimliğine ısındıkça, erkek farklılaşıyor. "Bu işler çocuklarımın anasıyla olmaz" deyip, bütün fantezilerini dışarıda, başka ilişkilerin içinde yaşıyor. Eşine sıra gelince, elbette birlikte oluyor onunla da.. Ama o bildik, tekdüze ilişkiden şaşmıyor. "Orgazm oldun mu canım?" " Hı-hı". İki öpücük, haydi sana iyi geceler.
Toplumun geleneksel "evli kadın" resmi, ne yazık ki çoğunlukla böyle. İyi bir anne, iyi bir eş olmak esas. Peki, bu roller uğruna neden kendimize cinselliği mahrum edelim? Tamam, anne ve eş olarak yaptıklarından mutluysan, tabii ki bu çok güzel. Bunlara söyleyecek bir sözümüz yok ki.. Neyse, kendimizi kandırmayalım. Bunların da evliliği sürdürmeye yetmediğini, mahkeme kuyruklarının gittikçe uzadığını ve üstelik bu sorunların boşanmada birinci sırada yer aldığını çok iyi biliyoruz aslında. Ama o tembellik, hantallık yok mu? Erkekler bencilliğe, kadınlar da, evliliğin yarattığı tembelliğe son vermedikçe çözüme ulaşmak, daha mutlu bir birlikteliği oluşturmak mümkün değil. Korkarım bu gidişle, evlilikte cinsellik bir süre sonra, sadece "üreme" işleviyle sınırlı kalacak!
Şimdi isterseniz, R'nin sözlerine kulak verelim: "Cinsel iletişim, eşimle güven ve sevgi duygusunu pekiştiriyor. Cinsel birleşmede, tam anlamıyla bir tek vücut oluyoruz. Seksi , basit fiziksel bir güdünün tatmini olarak kesinlikle görmüyoruz. Evlilik içinde bazı kadınların "soğuk" olduğu doğru ama bu soğukluğun ardında koşullanmalar var. Ben de, bu koşullanmalarla büyüdüm. Fakat eşimle birlikte bunu deneme yanılma yöntemiyle aştık."
Olaylara, toplumsal açıdan baktığımızda, birilerine "kızmak" tabii ki bilimsellikten oldukça uzak. Bir çok kadının, cinselliği, bir zevk olarak yaşamına sokmamasının temelinde yetiştirilme tarzı rol oynuyor. Çocukluktan başlayarak, aile ve çevre motifleri, kişiliği bu anlamda çerçevelendiriyor. Ne var ki, bu "kader" değil. Eğer istenirse, o yerleşik kalıplar yıkılabilir. İnsanda bu güç, potansiyel olarak mevcut. Çağdaş bir insanın başka türlü davranması da düşünülemez zaten. Modern kadın, bu tür sorunlarını çok rahat dile getirebilmeli, en önemlisi çıkış yolu aramalı.
Zaten başka seçenek de yok. Kadınlar için bir genelev mi var! Gitsin cinsel sorunları orada çözsün.. Şaka bir yana, daha önceki yazılarımızda da altını çize çize söyledik. Bunun ilk yolu talep etme, dile getirme. Eğer sorun YOKMUŞ GİBİ davranırsanız, o sorun asla ama asla ortadan kalkmaz. Ne yazık ki, susma kadınlarda bu anlamda çok yaygın. Ya da miş gibi yapmayla sorunu kendilerince çözüyorlar. Orgazm oluyormuş gibi davranmak bence nevrotik bir yaklaşım. Peki, siz sanıyor musunuz ki erkekler bunu anlamıyor. Bal gibi de anlıyorlar ama bencilliklerinden işlerine gelmiyor. Boşaldıktan sonra, rahat uykusundan onu alıkoyacak mı, koymayacak mı, bu önemli. O yüzden, "Orgazm oldun mu hayatım?" Bu soruya, "Hı-hı" dedin mi bitti.
Konuşunca, cinsel taleplerinizden söz edince yaralanacağınızdan mı korkuyorsunuz? Hafif kadın damgası yiyeceğinizi mi düşünüyorsunuz? Eşiniz böyle bir erkekse, zaten arada çok ciddi bir sorun var demektir. O zaman problem başka metotlarla çözülür. Oralara şimdi girmeyelim... Yarayı birlikte tedavi etmek en ideali. Peki, bunu da beceremediniz diyelim. Artık bu çağda çaresizlikten söz etmeyin. Özellikle İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde hem özel, hem kamu hastanelerinde cinsel terapiler yapılıyor. Bu terapilerde çok olumlu sonuçlar alınabiliyor. Peki değer mi? Elbette değer. Sağlıklı bir cinselliğin yaşam kalitemizi yükselteceğinden, hiç kuşkunuz olmasın...
Etiketler: akalın, akarım, alık alık bakma, cinsellik, iktidar, karaım, kolay lokma, miş gibi yapıyoruz, okulum, Seviş, sevişmek, Sevişmiş gibi, sex delisi kız, yapıyoruz
Yatakta baştan çıkarma rehberi
Birkaç saniye içinde ortamı ısıtmak mı istiyorsunuz? Ya da sevgilinizi yavaş yavaş havaya sokmak mı? Her şey sizin elinizde. İşte çeşitli zaman dilimleri için baştan çıkarma rehberi.
Sevgilinizi 30 saniye içinde kışkırtmak istiyorsanız, bunu onun en beklemediği zamanda yapmak durumundasınız. İçgüdülerine hitap edin ki o da refleks olarak cevap versin.
Çıplak gerçekler
Şimdiye kadar en az bin kere aksesuarlar hakkında konuşulduğunu duymuşsunuzdur. Ama hiç denememişsinizdir öyle değil mi? Mumlar, yüksek topuklu ayakkabılar, parlayan bir ten, kıpkırmızı bir ağız, göbek deliğine kadar sarkan bir kolye... Onun karşısına çıkışınızı planlayın. Kapıyı ilk önce ufak bir parça açın, sonra geri çekilin ve sonuna kadar açın. Duvara yaslanın, tek eliniz kolyeyle oynarken ağzınızdan tek bir kelime çıksın: "Ge!!"
Laga luga yapmadan
Ona ne istediğinizi net bir şekilde söyleyin: Onu istiyorsunuz, hem de şimdi! Arabada, ev kapısının hemen önünde, merdivenlerde, asansörde vs. "Acaba", "keşke", "sence?" gibi ifadeler kullanmaktan kaçının. Bir cümlede tüm arzunuzu ifade edin: Şehvet, cesaret, vaat... Yalınlık buradaki baştan çıkarıcı kuvvet! "Al beni şimdi!", "Seni hissetmek istiyorum!" cümleleri sayesinde sevgilinizin/eşinizin dizlerinin bağını çözebilirsiniz.
Öpücüğün cazibesi
30 saniyelik bir öpücükle partnerinizi baştan çıkarmak mı istiyorsunuz? Bunun en kolay yolu öpücük sırasında onu kendinize doğru çekmenizden geçer. Bir elle ensesindeki saçları okşayın, diğer elinizle kemerini tutun, bu sırada kendinizi biraz geri çekin ama öpmeye devam edin. Vücudunda oluşan hormon kokteylinin sinyallerine daha fazla karşı koyamayacak.
Yardım bahanesi
İçindeki koruyucu güdüleri harekete geçirin. Elbisenizin fermuarını kapatacağı sırada altınızda başka bir şey olmadığını görmesini sağlayın. Kolye takmanıza yardım etmesini isteyin, kolyeyi taktıktan sonra ikinci bir isteğiniz daha olduğunu söyleyip ensenizi gösterin ve "ısır beni!" deyin.
Nefes taktiği
Bu taktiği aynada kendiniz de test edebilirsiniz. Gözlerinizin içine bakarken, burnunuzdan nefes alın ve hafif aralık duran ağzınızdan nefesinizi verin. Bakışınızdaki yoğunluğu fark ettiniz mi? Bu bakışın kullanımı için en iyi 30 saniyelik zaman "Yapalım mı? Yapmayalım mı?" sorusuna cevap aradığınız sıradadır.
Etiketler: akarım, alik, azil, baştan çıkarma, çekici, çıplak, her yerde, kabasın, karanlık, koli, okutuyorum, rehberi, sex, sex delisi kız, sexy, Yatakta
İşte en seksi 10 şey
İngiliz Ann Summers iç çamaşırı firmasının araştırmasına göre, öpüşmek hem erkekleri hem de kadınları en çok tahrik eden olay.
Bunu sırasıyla
jartiyer
kirli sakal
hemşire üniforması
g-string
çikolata
masaj
kahkaha
kaslı erkek sırtı
buharlı duş
pipetle içki içilmesi takip ediyor.
Etiketler: 10, 10 şey, akalın, akarım, çikolata, duş, en seks, en seksi, g-string, İşte, jartiyer, kayalık, masaj, okul, okulluyum, sıcak konu, şey
Yatak odasında Meryem Ana sendromu
İkiniz de isteyerek çocuk sahibi olmuştunuz ama neden ve nasıl oldu bilinmez, artık eski tadınız tuzunuz kalmadı. Değil seks yapmak ona dokunmak bile gelmiyor içinizden. Oysa eşinizi hala çekici buluyorsunuz. Peki ama sorun nerede, kimde? Daha çok Meryem Ana Sendromu olarak bilinen bu sorunla ilgili tüm bilmek istedikleriniz...

"Doğumdan sonra epey kilo almıştım. Göğsümde ve karnımda çatlaklar vardı. Kendimi hiç beğenmiyor, hatta tek kelimeyle iğrenç buluyordum. Eşim zaman zaman cinsel ilişkiye girmek istediginde onu sert bir dille reddediyordum. Çünkü eşimi, cinsel ilişkimizden zevk aldığı konusunda samimi bulmuyordum. O halimle beni nasıl arzulayabilirdi ki? Kilolu bir kadın, her tarafında çatlaklar. Sarkık göğüsler de cabası" 28 yaşındaki bankacı N. E. doğum sonrasında cinsel ilişkiden soğumasının nedenlerini böyle anlatıyor.
Bu kez psikiyatri koltuğunda bir erkek oturuyor... özel bir şirkette yönetici olan 35 yaşındaki K. S., eşi doğum yaptıktan cinsel ilişkiden soğumasını bakın nasıl ifade ediyor: "Eşim doğum yaptıktan sonra cinsel yaşantımıza karşı hiçbir ilgim kalmamıştı diyebilirim. Cinsel ilişki benim için artık sadece bir yüktü. Eşim birlikte olmak istediğinde içimi büyük bir sıkıntı kaplıyor ve ondan uzaklaşmaya başlıyordum. Ardından da ipe sapa gelmez konularda saatlerce tartışıyorduk.
Neredeyse boşanma aşamasına gelmiştik. Bir uzmandan yardım almayı düşündük. Öyle ya biz birbirimizi severek evlenmiş ve çok da isteyerek çocuk sahibi olmuştuk. Yanlış olan neydi? Nerde hata yapmıştık? Sorun meğerse eşimi artık sadece bir anne olarak görüyor olmamdan kaynaklanıyormuş... "
Biri kadın, diğeri erkek... İki farklı insan ama sorunları aynı: Doğum sonrasında cinsel yaşamdan soğumak! Peki ama her şey yolunda giderken çiftler doğum sonrasında neden cinsel yaşamdan uzaklaşmaya başlıyor? Biz de sorularımızı Acıbadem Hastanesi Cinsel işlev Bozuklukları Merkezi'nden Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Cem İncesu ile International Hospital'den Psikolog Ferahim Yeşilyurt'a yönelttik. Uzmanlardan aldığımız bilgilere göre, doğum sonrasında cinsel soğukluk hemen hemen tüm çiftleri etkisi altına alıyormuş. Neyse ki cinsel işlev merkezlerinde uygulanan terapilerde başarılı sonuçlar elde ediliyor ve sorunun ortadan kalkması sağlanıyormuş. Uzmanları dinledik, sorun yaşayanlara kulak verdik. İşte size doğum sonrasında ortaya çıkan cinsel soğukluğun nedenleri ve çözüm önerileri...
1- Cinsel mitler
Mitler, yani yanlış inançlar, eşlerin doğum sonrasında cinsel ilişkiden kaçınmalarında önemli bir faktör. Psikolog Ferahim Yeşilyurt, cinsel isteksizliğin aslında hamilelik döneminde başladığına dikkat çekiyor. Bunun nedeni de eşlerin ilişki sırasında bebeklerine zarar verecekleri endişesini taşımaları. Cinsel birleşme ya da orgazm kasılmalardan dolayı bebeğin kafa travması veya beyin sarsıntısı geçireceği endişesini taşıyan eşler, cinsel yaşamdan uzaklaşmaya başlıyor. Bu tür cinsel mitler yüzünden hamilelik döneminden itibaren bireysel tatminler ön plana çıkıyor ve eşler mastürbasyon yaparak cinsel doyuma ulaşmaya çalışıyor. Aynı sorun doğum sonrasında da devam ediyor. Kadının ilişki sırasında enfeksiyon kapacağı ve emzirme yoluyla hastalığını bebeğine bulaştıracağı kaygısı, eşlerin cinsel yaşamdan uzaklaşmalarına neden oluyor.
Çözümü: Sanılanın aksine cinsel ilişki; riskli hamilelik ve lohusalık dönemi gibi bazı özel durumlar dışında anne ve bebekte herhangi bir sağlık sorununa yol açmıyor. Dolayısıyla hamilelik ve doğum sonrasında cinsel yaşamla ilgili duyduğunuz her şeye inanmayın. Sorunsuz bir cinsel yaşam için hamilelik döneminden önce doktorunuzdan cinsel yaşantınızla ilgili bilgi edinmeyi ihmal etmeyin.
2- Emzirme süresi
Emzirme işlemi, doğum sonrasında daha fazla salgılanan "prolaktin" hormonu sayesinde gerçekleşiyor. Doç. Dr. Cem İncesu, bu hormonun bebeğin emzirilmesinde son derece önemli bir rol üstlendiğini anlatıyor. Ancak madalyonun bir de öbür yüzü var. Prolaktin aynı zamanda cinsel isteksizliğe ve vajinada kuruluğa yol açabiliyor. Kadın da doğal olarak bu hormonun aşırı salgılandığı emzirme dönemi boyunca cinsel yaşamdan soğumaya başlıyor. Emzirme dönemi bittikten sonra prolaktinin kandaki değeri eski seviyesine düşüyor ve kadın cinsel yaşamdan yine zevk almaya başlıyor.
Çözümü: Bebeğinizi emzirmeye başladıktan sonra cinsel yaşamdan soğumaya başladıysanız veya vajina bölgenizde kuruluk oluşmuşsa bunu olağan karşılayın. Çünkü bu sıkıntınız emzirme dönemi bittikten sonra kendiliğinden ortadan kalkacak. Ancak, bebeğinizi bir süredir emzirmediğiniz halde hala cinsel yaşama karşı bir ilgi duymuyorsanız, eşinizle birlikte bir uzmana başvurun.
3-Yeni döneme uyum
Nihayet 9 ay boyunca özlemle beklenen an geldi ve minik birey dünyaya "merhaba" dedi. Doğumla birlikte, hamilelik döneminde yaşanan sıkıntıların yerini mutluluğa bırakacağı düşünülüyor çoğu kez. Oysa uykusuz geceler, iki üç saatte bir tekrarlanan emzirme işlemi ve bebeğin sık sık hastalanması derken, özellikle ilk bir yıl ailenin tüm yaşantısı altüst oluyor. Bir başka önemli sorun da, o güne dek sadece birbirlerine odaklanan çiftin, doğumla birlikte tüm ilgiyi çocuğa yöneltmeleri. Artık eskisi kadar ilgi görememekten yakınan eşler zamanla kıskançlık krizine kapılıp evde gergin bir ortam yaratabiliyor. Bir yandan yeni bir hayata uyum sağlamaya çalışmanın sıkıntısı, bir yandan eskisi kadar ilgi görememenin yarattığı gerginlik eşlerde ciddi bir psikolojik travmaya yol açıyor. Gerginlik ve stres de bilindiği gibi cinsel isteksizliğin baş düşmanlarından biri!
Çözümü: Doğumdan sonraki ilk bir yıllık dönemin her ailede sorunlu geçtiğini bilin ve bunu olağan karşılayın. Dolayısıyla hemen derin bir mutsuzluğa kapılmayın ve hayatınızın zamanla düzene gireceğini bilerek rahatlamaya çalışın.
3- Kavram kargaşası
İhtiraslı öpüşmeler, saatlerce süren ön sevişmeler... Çiftlerin çoğu hamilelik döneminden önce cinsel yaşamlarını utanç ya da kaygı duymadan yaşıyor, her türlü fantezilerini uygulamaktan çekinmiyorlar. Doç. Dr. Cem İncesu, bebeğin doğumuyla birlikte "cinsel partner" imajına birde 'ebeveyn' kavramı eklendiğini belirtiyor. Annelik ve babalık da kutsal bir kavram olduğu için doğum sonrasında 'cinsel partner' imajı erozyona uğramaya başlıyor. Bu kavram kargaşası eşlerin doğum öncesinde yaşadıkları fantezileri ya da çeşitli pozisyonları uygulamaktan kaçınmalarının en büyük nedenini oluşturuyor. Monotonlaşan cinsel yaşam da eşlerin eskisi kadar aynı hazzı almamalarına ve ilişkiden soğumalarına yol açıyor
Çözümü: Eşinizle, erozyona uğrayan "cinsel partner" kavramını yeniden nasıl ön plana çıkartabileceğinizi konuşun. Sonuç alamazsanız, uzman yardımı almayı ihmal etmeyin.
5- Bedensel değişim
Artan kilolar, büyüyen göğüsler ve genişleyen kalçalar... Bedenin doğum sonrasında eski haline dönebilmesi içinse yaklaşık bir yıl gibi uzun bir zaman dilimine gereksinim duyuluyor. Hatta bazı kadınların bedenleri bir daha eski formuna ve zindeliğine kavuşamıyor. Psikolog Ferahim Yeşilyurt, estetik kaygılar yüzünden kendisini beğenmeyen kadının sevişme sırasında zihnini sürekli bedeniyle meşgul etmesinin çiftin cinsel yaşamında ciddi sorunlar yarattığına dikkat çekiyor. Bunun aksine bazı kadınlarsa doğum sonrasında sadece çocuklarına odaklanarak eski formuna kavuşmak için hiçbir çaba göstermiyor ve bedenine bakım uygulamayı ihmal ediyor. Aşırı kilolar ve bakımsızlık da eşini eskisi kadar çekici bulmayan erkeğin cinsel yaşamdan uzaklaşmasına neden olabiliyor.
Çözümü: Unutmayın ki siz sadece bir anne değil, aynı zamanda cinsel bir partnersiniz. Dolayısıyla doğum sonrasında eski formunuza kavuşmaya çalışın ve vücudunuza bakım uygulamayı ihmal etmeyin. Tüm çabalarınıza rağmen eskisi kadar fit bir görünüme kavuşamadıysanız, bu sıkıntınızı eşinizle paylaşın. Belki de bedeninizdeki birkaç kiloluk fazlalık eşiniz için hiç de sorun değildir.
6- Erojen bölgeler
Göğüsler ve vajina, cinsel yaşamda erkeği en çok heyecanlandıran iki önemli bölge. Ancak bebeğin doğumuyla bu bölgeler artık tahrik unsuru olma özelliğini kaybetmeye başlıyor. Çünkü doğuma kadar sadece cinsel organ olarak algılanan vajina ve göğüsler, aniden kutsal bir varlık olarak görülen bebeğin doğumunu ve beslenmesini sağlayan bölgelere dönüşüyor. Çiftin cinsel yaşamdan uzaklaşmalanna yol açan bir başka sorun da emzirme dönemi boyunca kadının göğüslerinden sürekli süt boşalması. Tüm bu nedenlerden dolayı vajina ve göğüsleri artık erotik bulmayan erkek, eşinden uzaklaşıyor.
Çözümü: Cinsel ilişkide aldığınız hazzı sadece erotik bölgelerle sınırlandırmayın. Hangi bölgelerinizden uyarıldığınızı birbirinize anlatın ve cinsel ilişki sırasında o noktalara yoğunlaşın. Cinsel birlikteliğinizde fantezilere ver verin, değişik pozisyonlar uygulayın ve her iki bölgeye dokunmadan birbirinize uyarıcı masaj yapın.
Kaynak: Formsante
Etiketler: akıllıca, alık alık bakma, ana, cinsel yaşam, kalın damar, karanlık, koyun, Meryem, Meryem Ana, olağan, olay, sendrom, sendromu, sex, sıcak, Yatak odası, Yatak odasında
Doğumdan sonra seks
Çok yorgunsunuz, kendinizi iyi hissetmiyorsunuz ve eğer yeni anne olmuşsanız vücudunuz size ait değilmiş gibi geliyor. Haftalardır kendinize beş dakika bile ayıramadınız. Bunu bırakın "sevişmek" kelimesinin "s"sini hatırlamıyorsunuz…
Şunu unutmayın bazı çiftler yeni bir bebek sahibi olduktan sonra, yani doğumdan kısa bir süre sonra, eski cinsel yaşamlarına geri dönerler. Bazılarının bu dönemi aşması ise bu kadar kolay olmaz. Bunu kendinize sorun etmeyin doktorunuz altı hafta sonrasına yeşil ışık yaktıysa altı hafta sonra birlikte olmanız gerekmiyor. Yeni bir anne olarak kendi duygusal ve fiziksel durumunuzun düzelmesini bekleyin. Kendinizi hazır hissettiğinizde zaten her şey normale dönecektir. Bu zaman dilimi içinde eşinize karşı soğuk davranabilirsiniz. Yeni anne-baba olmanın tadını çıkarın ve birbirinize karşı anlayışlı davranmaya çalışın.
Hazır olduğunuz zaman ilk yapacağınız düzenli bir cinsel yaşam için zaman ayarlaması yapmak olacaktır. Bir defa birlikte olmaya başladığınızda doğal olarak gerisi gelecektir. Şu an için bebek sahibi olmak hayatınızdaki en önemli şey fakat unutmayın ki cinsellikte bir ilişki için en önemli şey. Ve sekse zaman ayırmak için elinizden geleni yapın…
Yavaş olun
Kadınların çoğu doğumdan sonra acıdan korkarlar, erkekler ise kadınlara acı vermekten. Bu yüzden konuşmaktan çekinmeyin, birbirinizi zorlamayın. Sizin için en rahat olacak pozisyonu düşünün ve rahat olduğunuz şekilde ilişkiye girin.
Cinsel yaşamınıza geri dönmeye hazırsanız:
Gün boyunca seks yapmaktan bahsedin: Partnerinize onu düşündüğünüzü ve onu arzuladığınızı gösterin.
Yatağa erken girin: Yeni anne-baba olmuş çiftlerin birbirlerine ayıracakları zaman dilimi oldukça kısıtlıdır. Bu nedenle yatağa erken girin ve yapılacak işleri yarına bırakın. Böylece birbirinizle ilgilenebilirsiniz.
Rahat olun: Hayatınızdaki her şey özellikle de cinsel yaşamınız değişti. Eskisi gibi sabah, akşam seks yapmayı beklemeyin. Artık sizin için doğru zamanı bulmak önemli. İstediğiniz zaman birbirinizle olacağınızı düşünmeyin.
Etiketler: akarım, akıl, cansu, cinsel yaşam, Doğumdan sonra, Doğumdan sonra seks, eklembacaklısın, kerim, kurcala, okul, okutuyorum, seks, sex, yasak
Kadının Cinsel Arzuları
Gerek kadınlar, gerekse erkeklerde cinsel arzu, erkeklik hormonu testosteronun, vücuttaki dolaşım düzeyine bağlıdır. Cinsel istek çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar, fakat biyolojik anlamda testosteron, hem kadınlar, hem de erkekler için cinsel dürtünün kendisidir. Erkeklik hormonu, kadınlardan farklı düzeylerde bulunur, fakat bazı kadınlarda erkeklerinkinden daha yüksek düzeyde erkeklik hormonu bulunduğu da olur.
Geçmişte, kadınların cinsel isteklerinin erkeklerinkinden daha az olduğuna inanılırdı. Oysa gerçek durum, bunun hemen hemen tam tersi. Tarih boyunca kadın cinselliğinin, erkekler tarafından bastırılmış olmasının nedeni de bu olsa gerek. Kadınlarını çoğunluğunda cinsel istek, ortalama bir erkektekine eşit düzeydedir ve kadınlar, daha çok orgazm olabilmeleri ve cinsel uyarılma bölgelerinin yaygınlığı bakımından daha aktiftirler. Kadınların ve erkeklerin cinsel isteklerinde, gerçek anlamda tek farklılık, kadınların, adet dönemlerinde cinsel isteklerinin daha sabit bir seyir izlemesidir. Aslında bazı araştırmalarda, kadının cinsel isteği ile eşinin testosteron düzeyi arasında bir doğru orantı olduğu öne sürülmektedir.
Bu konuda yapılan bir araştırma, kadınların cinsel isteklerinin, adet dönemlerinin ortasındaki yumurtlama döneminde zirveye ulaştığını-ki bu, gebe kalma olasılığının artması açısından biloyojik yönden bir anlam taşımaktadır. Tam anlamıyla ispatlanmamış olmakla beraber, öyle görünüyor ki, kadında cinsel istek adet döneminin hemen öncesindeki ve sonrasındaki günlerde en yüksek düzeye ulaşmaktadır. Bazı kadınlar ise en yoğun cinsel isteği adet dönemi sırasında duymaktadırlar. Kadın, adet döeminde sevişmenin eşine itici geleceğini düşünerek, isteğini eşine söylemekte tereddüt edebilir. Gerçekten de erkeğin çoğu, adet olayına ilişkin olumsuz düşüncelere sahiptirler. Onlar için, kan, yara demektir, adet kanı ise \"kirli\" olduğu kendilerine öğretilmiş olan bölgeden akmaktadır. Bütün bunların bir araya gelmesiyle tam anlamıyla istek öldürücü bir sonuç ortaya çıkar. Kadınlara özellikle adet dönemlerinde daha sevecen duygular besleyen erkekler de vardır. Bu tip erkekler, adet olayını, kadınlana ilişkin gizemin bir parçası kabul edilerek, sevgilerini bu dönemde de göstermek isterler.
Günlük olaylarda dile getirilmemiş kızgınlıklar, cinsel alana yönelip kadının ilgisini yitirmesine yol açabilir. Eşini sürekli olarak ihmal eden, onunla konuşmayan bir erkek, sevişmek istediğinde hayal kırıklığına uğrayacaktır. Kadınlar, bu tip davranışlardan her zaman şikayetçidirler. Günümüzde de cinsellikle ilgilenmenin \"hoş bir şey olmadığını\" düşünen kadınlar var. Bu, \"iyi\" kadınların cinselliğe sadece çocuk sahibi olmak için katlandıkları inancının bir uzantısıdır. Bu madonna-xxxxxx ikilemi, hala varlığını sürdürmektedir ve yetiştiriliş biçimlerinin de etkisiyle bazı kadınların öylesine beyinleri yıkanmamıştır ki, kendi vücutlarının beklentilerinin bile farkına varmazlar.
Etiketler: akarım, akıl, aklımdasın, bok, bol, cinsel arzular, Kadının Cinsel Arzuları, kalın damar, karanlık, kol, sebep, sebepsin

