alık alık bakma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alık alık bakma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seviş(miş) gibi yapıyorsun...
5 Ağustos 2007 Pazar
Seviş(miş) gibi yapıyoruz...
Eşinizin ya da sevgilinizin kollarındasınız. O an, istemediğiniz bir yığın cinsel eylemle karşı karşıyasınız. Bunlardan, hiç mi hiç hoşlanmıyorunuz. Ama hoşlanıyor(muş) gibi yapıyorsunuz. Sevişme sonrasında eşiniz orgazm oldu. Sıra sizde. Siz de, zevkin doruklarındaydınız! Eşiniz soruyor; "Nasıldı hayatım?" Yanıt; "Harikaydı!" I- ıh, yalan!"
Çevremizde seks hayatından yakınan o kadar kadın var ki. Eşleriyle cinsel bakımdan uyuşamadıklarını söyleyen bu kadınlar, rahatsızlıklarını "doğalmış gibi" yaşıyor, sorunlarına bir çözüm üretmeye de yanaşmıyorlar. "Amaan, bütün erkekler böyle" lafı artık nakarat gibi olmuş. Buna benzer sözlerle geçirtiriveriyorlar. Oysa, aynı kadınlara 2 yıl, 5 yıl öncesini sorsanız şaşırırsınız. O zaman, "çifte kumru" hikayeleri seriliyor ortaya. İlişkilerinin ilk günlerinde, aylarında her şeyin "olağanüstü" olduğunu anlatıyorlar. Peki, sonra neler olmuş? Sonrası, o bildik hikaye; O çılgınlar gibi sevişen eşler, sevgililer sonra, yatakta "kardeş kardeş" yattıklarını söylüyorlar.
Bu tür yakınmalar çok... Bu yazıda, biraz bu yaraları deşeceğiz. Asıl olarak da, "cinsel uyumsuzluk" konusuna değinmek istiyoruz. Çünkü eşler arasındaki bu "uyumsuzluk", sorunun belkemiğini oluşturuyor. Uzmanlara göre, cinsel uyumsuzluk erkeğin ve kadının birbirlerini daha yakından tanımaya ve yenilik istemeye başladıkları zamanlarda ortaya çıkıyor. Bu da, ilişkilerin ikinci ya da üçüncü yılına denk geliyormuş. Peki, bu uyumsuzluklar neler? O kadar ayrıntılar var ki... Erkeğin farklı seks talepleri (örneğin anal seks). Basit olarak gördüğümüz tutumlar bile anlaşmazlık konusu olabiliyor. "Yok aydınlıkta sevişelim", "Hayır olmaz, karanlık daha iyi" tartışmaları da cinselliğin seyrini değiştirebiliyor. Cinsel uyarıcılara, porno film vs. gibi dışsal etkenlere gereksinim duyan erkekler de çoğunlukta. Bu doğal bir istek ama porno film konusu, bir çok kadın için henüz tabu. Kadınlara biçilen roller, bu tür materyallerden uzak olmalarını sağlamış. Değil porno film izlemek, eşiyle sevişirken bile utanç duyan kadınlar mevcut.
Mekanik seks
Evlilik, her şeyden önce ruh birliği. Bir düşünce ve duygu alışverişi. Aynı zamanda bedensel uyum... Cinsel hayatta farklı beklentileri olan çiftlerin, o ilişki içinde mutlu olması mümkün değil. Kadın ve erkek, aktif olarak cinsellik eylemine katılamıyorsa, sonuçta o ilişki tat vermez. Hele, tek taraflı yaşanıyorsa durum hepten vahim. Bu "tek taraflılık" söz konusu olunca, erkeklere dokundurmadan edemeyeceğim yine. Cinsel birleşmeyi, bütünleşmeyi, "cinsel boşalımdan" ayırt edemeyen erkeğe taktığımız adları biliyorsunuz. Bu "maço"ların sevişme süreleri 5 dakika ile sınırlı. (Bazılarınızın sesini duyar gibi oluyorum; "O bile çok" diyorsunuz sanırım!) Seks, bu düzeyde algılandığı sürece yatak odasında yaşananlar "mekanik" olmaktan öteye gidemiyor. Paylaşma duygusu, sıcak temaslar, bu tür ilişkilerden çok uzak maalesef. Peki ,böyle bir cinsel eylemden kadının zevk alması mümkün mü? Kesinlikle, değil zevk almak, işkenceye dönüşüyordur o yatak hikayesi, öyle değil mi? O zaman adımız, "soğuk kadın"a çıkıyor! Eee, bunu dedirtmek lazım. O zaman ne oluyor? İşte o "miş gibi"ler başlıyor. Söz konusu kadın, erkeklerin deyimiyle "buz gibi" olabilir gerçekten.. Fakat "görev" diye de bir şey var! O görevler, gerekli anlarda yerine getiriliyor işte. Kadın azap içinde bitiriyor o ilişkiyi.
"Ne zaman bitecek?"
Şu da var; bazı insanlar için bu, artık "sorun" bile değil. Makineleşmiş gibi, fiziksel temaslar yaşanıyor. Sanki bir akşam yemeği yemişsin ve doymuşsun. Yaşanan duygu bu. Ne artırıyor ne eksiltiyor. Fiziksel ilişkiyi esas alan ve bunun normal olduğunu düşünen bazı çiftler, cinsel yaşamın renginin, tadının, kokusunun kesinlikle farkında değiller. Ya da böyle olmak işlerine geliyor. Tabii ki bu tür ilişkilerde, evlilik mutsuz yürüyor diye de bir kaide yok! Kadın zaten kendini o yaşam biçimine alıştırmış. Yataktaki o tuhaf rutinlik, tek yanlılık bir sorun bile değil belki onun için. O sadece, "Aman, ne zaman bitecek" diye bakıyor. "Görev" dedik ya. Erkeğin, seksi tamamen fiziksel bir eylem olarak gördüğüne kendini inandıran kadın, bunun noktalanmasıyla, çocuğunu pişpişlemiş anne gibi hissediyor kendini. Şaşırmayın, hakikaten böyle ilişkiler var. Ve en kötüsü, hiç dert etmiyorlar. Ya da nasıl başarıyorlarsa, böyle bir sorun yokmuş gibi davranmayı becerebiliyorlar. Cinsel birleşmeye başka bir anlam yüklemeyen bu anlayıştaki çiftler, öte yandan, sosyal yaşamlarında sahiden de çok uyumlu bir tablo çizebiliyor. Ama bir de kadına sorun. O, "miş gibi" yapan kadına. Ne zaman, birliktelikte bu kanallar da tıkanıyor, o zaman "acı gerçek" ortaya çıkıyor. Diğer alanlarda da iletişimsizlik başlayınca, o zaman çözüm aramaya başlıyorlar. Ne yazık ki, o zaman da çok geç kalınıyor. Peki, birbirlerine karşı sorumluluk duyan çiftler bu sorunlar karşısında ne yapıyor? Bir kadın bununla ilgili olarak ilginç bir örnek veriyor kendi yaşamından; "Biz, 2 yıllık evli çiftiz. Eşimle birbirimizi çok seviyoruz. Aramızda sorun olarak ilk önce cinsellik problemi başladı. İkimiz de, bu iki yılın sonunda, ruhsal bir doyumsuzluk yaşadığımızın farkındaydık. Her şey çok rutin geliyordu bize. Buna çözüm bulmak için önce konuştuk. Seks hayatımızı nasıl renklendirebileceğimiz üzerinde günlerce tartışmalar yaptık. Tabii ki, emek verdik ama sonuçta olmadı. Bizim bu konudaki yeteneğimiz sınırlıydı belki de. En sonunda eşimle beraber bir seks terapistine gittik. O uzman, önce tek tek terapiye aldı bizi, sonra birlikte terapilere katıldık. Bir uzmanın yönlendirmesiyle birlikte ufkumuz genişledi. Sonuçta çözdük. Artık birbirimize çok daha bağlıyız ve her sevişmemizde büyük heyecanlar yaşatabiliyoruz birbirimize..." Onlar, birbirlerini "keşfetmişler". Hayatlarında kaçınılmaz olarak var olan cinselliği, sofradaki bir "garnitür" olarak değil, yemek sonrası yenen bir tatlı gibi algılıyorlar. Tekdüzeliğe düşmemek için açıkça uğraş veriyorlar. Çünkü birbirlerine saygı duyuyorlar, sorumluluk besliyorlar.
"İyi geceler sevgilim!"
Bu tip sorunlarda erkeklerin benciliğini eleştirirken, kadınlara da iki çift laf söylemek lazım aslında. Yüzükleri taktıktan, adamın nikahına geçtikten sonra kadınlar, kaleyi fethetmiş komutan gibi gevşiyorlar. Bir süre sonra, mutfak kuzusu haline geliyorlar. Hele, iki de çocuk doğurmasın... "Kutsal anne" rolünü benimseyiveriyorlar. Cinsellik, "olsa da olur, olmasa da" mantığıyla yaklaşıyorlar.
Kadın, "kutsal anne" kimliğine ısındıkça, erkek farklılaşıyor. "Bu işler çocuklarımın anasıyla olmaz" deyip, bütün fantezilerini dışarıda, başka ilişkilerin içinde yaşıyor. Eşine sıra gelince, elbette birlikte oluyor onunla da.. Ama o bildik, tekdüze ilişkiden şaşmıyor. "Orgazm oldun mu canım?" " Hı-hı". İki öpücük, haydi sana iyi geceler.
Toplumun geleneksel "evli kadın" resmi, ne yazık ki çoğunlukla böyle. İyi bir anne, iyi bir eş olmak esas. Peki, bu roller uğruna neden kendimize cinselliği mahrum edelim? Tamam, anne ve eş olarak yaptıklarından mutluysan, tabii ki bu çok güzel. Bunlara söyleyecek bir sözümüz yok ki.. Neyse, kendimizi kandırmayalım. Bunların da evliliği sürdürmeye yetmediğini, mahkeme kuyruklarının gittikçe uzadığını ve üstelik bu sorunların boşanmada birinci sırada yer aldığını çok iyi biliyoruz aslında. Ama o tembellik, hantallık yok mu? Erkekler bencilliğe, kadınlar da, evliliğin yarattığı tembelliğe son vermedikçe çözüme ulaşmak, daha mutlu bir birlikteliği oluşturmak mümkün değil. Korkarım bu gidişle, evlilikte cinsellik bir süre sonra, sadece "üreme" işleviyle sınırlı kalacak!
Şimdi isterseniz, R'nin sözlerine kulak verelim: "Cinsel iletişim, eşimle güven ve sevgi duygusunu pekiştiriyor. Cinsel birleşmede, tam anlamıyla bir tek vücut oluyoruz. Seksi , basit fiziksel bir güdünün tatmini olarak kesinlikle görmüyoruz. Evlilik içinde bazı kadınların "soğuk" olduğu doğru ama bu soğukluğun ardında koşullanmalar var. Ben de, bu koşullanmalarla büyüdüm. Fakat eşimle birlikte bunu deneme yanılma yöntemiyle aştık."
Olaylara, toplumsal açıdan baktığımızda, birilerine "kızmak" tabii ki bilimsellikten oldukça uzak. Bir çok kadının, cinselliği, bir zevk olarak yaşamına sokmamasının temelinde yetiştirilme tarzı rol oynuyor. Çocukluktan başlayarak, aile ve çevre motifleri, kişiliği bu anlamda çerçevelendiriyor. Ne var ki, bu "kader" değil. Eğer istenirse, o yerleşik kalıplar yıkılabilir. İnsanda bu güç, potansiyel olarak mevcut. Çağdaş bir insanın başka türlü davranması da düşünülemez zaten. Modern kadın, bu tür sorunlarını çok rahat dile getirebilmeli, en önemlisi çıkış yolu aramalı.
Zaten başka seçenek de yok. Kadınlar için bir genelev mi var! Gitsin cinsel sorunları orada çözsün.. Şaka bir yana, daha önceki yazılarımızda da altını çize çize söyledik. Bunun ilk yolu talep etme, dile getirme. Eğer sorun YOKMUŞ GİBİ davranırsanız, o sorun asla ama asla ortadan kalkmaz. Ne yazık ki, susma kadınlarda bu anlamda çok yaygın. Ya da miş gibi yapmayla sorunu kendilerince çözüyorlar. Orgazm oluyormuş gibi davranmak bence nevrotik bir yaklaşım. Peki, siz sanıyor musunuz ki erkekler bunu anlamıyor. Bal gibi de anlıyorlar ama bencilliklerinden işlerine gelmiyor. Boşaldıktan sonra, rahat uykusundan onu alıkoyacak mı, koymayacak mı, bu önemli. O yüzden, "Orgazm oldun mu hayatım?" Bu soruya, "Hı-hı" dedin mi bitti.
Konuşunca, cinsel taleplerinizden söz edince yaralanacağınızdan mı korkuyorsunuz? Hafif kadın damgası yiyeceğinizi mi düşünüyorsunuz? Eşiniz böyle bir erkekse, zaten arada çok ciddi bir sorun var demektir. O zaman problem başka metotlarla çözülür. Oralara şimdi girmeyelim... Yarayı birlikte tedavi etmek en ideali. Peki, bunu da beceremediniz diyelim. Artık bu çağda çaresizlikten söz etmeyin. Özellikle İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde hem özel, hem kamu hastanelerinde cinsel terapiler yapılıyor. Bu terapilerde çok olumlu sonuçlar alınabiliyor. Peki değer mi? Elbette değer. Sağlıklı bir cinselliğin yaşam kalitemizi yükselteceğinden, hiç kuşkunuz olmasın...
Gönderen
Ayşe İlaj
zaman:
03:45
0
yorum
Etiketler: akalın, akarım, alık alık bakma, cinsellik, iktidar, karaım, kolay lokma, miş gibi yapıyoruz, okulum, Seviş, sevişmek, Sevişmiş gibi, sex delisi kız, yapıyoruz
Yatak odasında Meryem Ana sendromu
İkiniz de isteyerek çocuk sahibi olmuştunuz ama neden ve nasıl oldu bilinmez, artık eski tadınız tuzunuz kalmadı. Değil seks yapmak ona dokunmak bile gelmiyor içinizden. Oysa eşinizi hala çekici buluyorsunuz. Peki ama sorun nerede, kimde? Daha çok Meryem Ana Sendromu olarak bilinen bu sorunla ilgili tüm bilmek istedikleriniz...

"Doğumdan sonra epey kilo almıştım. Göğsümde ve karnımda çatlaklar vardı. Kendimi hiç beğenmiyor, hatta tek kelimeyle iğrenç buluyordum. Eşim zaman zaman cinsel ilişkiye girmek istediginde onu sert bir dille reddediyordum. Çünkü eşimi, cinsel ilişkimizden zevk aldığı konusunda samimi bulmuyordum. O halimle beni nasıl arzulayabilirdi ki? Kilolu bir kadın, her tarafında çatlaklar. Sarkık göğüsler de cabası" 28 yaşındaki bankacı N. E. doğum sonrasında cinsel ilişkiden soğumasının nedenlerini böyle anlatıyor.
Bu kez psikiyatri koltuğunda bir erkek oturuyor... özel bir şirkette yönetici olan 35 yaşındaki K. S., eşi doğum yaptıktan cinsel ilişkiden soğumasını bakın nasıl ifade ediyor: "Eşim doğum yaptıktan sonra cinsel yaşantımıza karşı hiçbir ilgim kalmamıştı diyebilirim. Cinsel ilişki benim için artık sadece bir yüktü. Eşim birlikte olmak istediğinde içimi büyük bir sıkıntı kaplıyor ve ondan uzaklaşmaya başlıyordum. Ardından da ipe sapa gelmez konularda saatlerce tartışıyorduk.
Neredeyse boşanma aşamasına gelmiştik. Bir uzmandan yardım almayı düşündük. Öyle ya biz birbirimizi severek evlenmiş ve çok da isteyerek çocuk sahibi olmuştuk. Yanlış olan neydi? Nerde hata yapmıştık? Sorun meğerse eşimi artık sadece bir anne olarak görüyor olmamdan kaynaklanıyormuş... "
Biri kadın, diğeri erkek... İki farklı insan ama sorunları aynı: Doğum sonrasında cinsel yaşamdan soğumak! Peki ama her şey yolunda giderken çiftler doğum sonrasında neden cinsel yaşamdan uzaklaşmaya başlıyor? Biz de sorularımızı Acıbadem Hastanesi Cinsel işlev Bozuklukları Merkezi'nden Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Cem İncesu ile International Hospital'den Psikolog Ferahim Yeşilyurt'a yönelttik. Uzmanlardan aldığımız bilgilere göre, doğum sonrasında cinsel soğukluk hemen hemen tüm çiftleri etkisi altına alıyormuş. Neyse ki cinsel işlev merkezlerinde uygulanan terapilerde başarılı sonuçlar elde ediliyor ve sorunun ortadan kalkması sağlanıyormuş. Uzmanları dinledik, sorun yaşayanlara kulak verdik. İşte size doğum sonrasında ortaya çıkan cinsel soğukluğun nedenleri ve çözüm önerileri...
1- Cinsel mitler
Mitler, yani yanlış inançlar, eşlerin doğum sonrasında cinsel ilişkiden kaçınmalarında önemli bir faktör. Psikolog Ferahim Yeşilyurt, cinsel isteksizliğin aslında hamilelik döneminde başladığına dikkat çekiyor. Bunun nedeni de eşlerin ilişki sırasında bebeklerine zarar verecekleri endişesini taşımaları. Cinsel birleşme ya da orgazm kasılmalardan dolayı bebeğin kafa travması veya beyin sarsıntısı geçireceği endişesini taşıyan eşler, cinsel yaşamdan uzaklaşmaya başlıyor. Bu tür cinsel mitler yüzünden hamilelik döneminden itibaren bireysel tatminler ön plana çıkıyor ve eşler mastürbasyon yaparak cinsel doyuma ulaşmaya çalışıyor. Aynı sorun doğum sonrasında da devam ediyor. Kadının ilişki sırasında enfeksiyon kapacağı ve emzirme yoluyla hastalığını bebeğine bulaştıracağı kaygısı, eşlerin cinsel yaşamdan uzaklaşmalarına neden oluyor.
Çözümü: Sanılanın aksine cinsel ilişki; riskli hamilelik ve lohusalık dönemi gibi bazı özel durumlar dışında anne ve bebekte herhangi bir sağlık sorununa yol açmıyor. Dolayısıyla hamilelik ve doğum sonrasında cinsel yaşamla ilgili duyduğunuz her şeye inanmayın. Sorunsuz bir cinsel yaşam için hamilelik döneminden önce doktorunuzdan cinsel yaşantınızla ilgili bilgi edinmeyi ihmal etmeyin.
2- Emzirme süresi
Emzirme işlemi, doğum sonrasında daha fazla salgılanan "prolaktin" hormonu sayesinde gerçekleşiyor. Doç. Dr. Cem İncesu, bu hormonun bebeğin emzirilmesinde son derece önemli bir rol üstlendiğini anlatıyor. Ancak madalyonun bir de öbür yüzü var. Prolaktin aynı zamanda cinsel isteksizliğe ve vajinada kuruluğa yol açabiliyor. Kadın da doğal olarak bu hormonun aşırı salgılandığı emzirme dönemi boyunca cinsel yaşamdan soğumaya başlıyor. Emzirme dönemi bittikten sonra prolaktinin kandaki değeri eski seviyesine düşüyor ve kadın cinsel yaşamdan yine zevk almaya başlıyor.
Çözümü: Bebeğinizi emzirmeye başladıktan sonra cinsel yaşamdan soğumaya başladıysanız veya vajina bölgenizde kuruluk oluşmuşsa bunu olağan karşılayın. Çünkü bu sıkıntınız emzirme dönemi bittikten sonra kendiliğinden ortadan kalkacak. Ancak, bebeğinizi bir süredir emzirmediğiniz halde hala cinsel yaşama karşı bir ilgi duymuyorsanız, eşinizle birlikte bir uzmana başvurun.
3-Yeni döneme uyum
Nihayet 9 ay boyunca özlemle beklenen an geldi ve minik birey dünyaya "merhaba" dedi. Doğumla birlikte, hamilelik döneminde yaşanan sıkıntıların yerini mutluluğa bırakacağı düşünülüyor çoğu kez. Oysa uykusuz geceler, iki üç saatte bir tekrarlanan emzirme işlemi ve bebeğin sık sık hastalanması derken, özellikle ilk bir yıl ailenin tüm yaşantısı altüst oluyor. Bir başka önemli sorun da, o güne dek sadece birbirlerine odaklanan çiftin, doğumla birlikte tüm ilgiyi çocuğa yöneltmeleri. Artık eskisi kadar ilgi görememekten yakınan eşler zamanla kıskançlık krizine kapılıp evde gergin bir ortam yaratabiliyor. Bir yandan yeni bir hayata uyum sağlamaya çalışmanın sıkıntısı, bir yandan eskisi kadar ilgi görememenin yarattığı gerginlik eşlerde ciddi bir psikolojik travmaya yol açıyor. Gerginlik ve stres de bilindiği gibi cinsel isteksizliğin baş düşmanlarından biri!
Çözümü: Doğumdan sonraki ilk bir yıllık dönemin her ailede sorunlu geçtiğini bilin ve bunu olağan karşılayın. Dolayısıyla hemen derin bir mutsuzluğa kapılmayın ve hayatınızın zamanla düzene gireceğini bilerek rahatlamaya çalışın.
3- Kavram kargaşası
İhtiraslı öpüşmeler, saatlerce süren ön sevişmeler... Çiftlerin çoğu hamilelik döneminden önce cinsel yaşamlarını utanç ya da kaygı duymadan yaşıyor, her türlü fantezilerini uygulamaktan çekinmiyorlar. Doç. Dr. Cem İncesu, bebeğin doğumuyla birlikte "cinsel partner" imajına birde 'ebeveyn' kavramı eklendiğini belirtiyor. Annelik ve babalık da kutsal bir kavram olduğu için doğum sonrasında 'cinsel partner' imajı erozyona uğramaya başlıyor. Bu kavram kargaşası eşlerin doğum öncesinde yaşadıkları fantezileri ya da çeşitli pozisyonları uygulamaktan kaçınmalarının en büyük nedenini oluşturuyor. Monotonlaşan cinsel yaşam da eşlerin eskisi kadar aynı hazzı almamalarına ve ilişkiden soğumalarına yol açıyor
Çözümü: Eşinizle, erozyona uğrayan "cinsel partner" kavramını yeniden nasıl ön plana çıkartabileceğinizi konuşun. Sonuç alamazsanız, uzman yardımı almayı ihmal etmeyin.
5- Bedensel değişim
Artan kilolar, büyüyen göğüsler ve genişleyen kalçalar... Bedenin doğum sonrasında eski haline dönebilmesi içinse yaklaşık bir yıl gibi uzun bir zaman dilimine gereksinim duyuluyor. Hatta bazı kadınların bedenleri bir daha eski formuna ve zindeliğine kavuşamıyor. Psikolog Ferahim Yeşilyurt, estetik kaygılar yüzünden kendisini beğenmeyen kadının sevişme sırasında zihnini sürekli bedeniyle meşgul etmesinin çiftin cinsel yaşamında ciddi sorunlar yarattığına dikkat çekiyor. Bunun aksine bazı kadınlarsa doğum sonrasında sadece çocuklarına odaklanarak eski formuna kavuşmak için hiçbir çaba göstermiyor ve bedenine bakım uygulamayı ihmal ediyor. Aşırı kilolar ve bakımsızlık da eşini eskisi kadar çekici bulmayan erkeğin cinsel yaşamdan uzaklaşmasına neden olabiliyor.
Çözümü: Unutmayın ki siz sadece bir anne değil, aynı zamanda cinsel bir partnersiniz. Dolayısıyla doğum sonrasında eski formunuza kavuşmaya çalışın ve vücudunuza bakım uygulamayı ihmal etmeyin. Tüm çabalarınıza rağmen eskisi kadar fit bir görünüme kavuşamadıysanız, bu sıkıntınızı eşinizle paylaşın. Belki de bedeninizdeki birkaç kiloluk fazlalık eşiniz için hiç de sorun değildir.
6- Erojen bölgeler
Göğüsler ve vajina, cinsel yaşamda erkeği en çok heyecanlandıran iki önemli bölge. Ancak bebeğin doğumuyla bu bölgeler artık tahrik unsuru olma özelliğini kaybetmeye başlıyor. Çünkü doğuma kadar sadece cinsel organ olarak algılanan vajina ve göğüsler, aniden kutsal bir varlık olarak görülen bebeğin doğumunu ve beslenmesini sağlayan bölgelere dönüşüyor. Çiftin cinsel yaşamdan uzaklaşmalanna yol açan bir başka sorun da emzirme dönemi boyunca kadının göğüslerinden sürekli süt boşalması. Tüm bu nedenlerden dolayı vajina ve göğüsleri artık erotik bulmayan erkek, eşinden uzaklaşıyor.
Çözümü: Cinsel ilişkide aldığınız hazzı sadece erotik bölgelerle sınırlandırmayın. Hangi bölgelerinizden uyarıldığınızı birbirinize anlatın ve cinsel ilişki sırasında o noktalara yoğunlaşın. Cinsel birlikteliğinizde fantezilere ver verin, değişik pozisyonlar uygulayın ve her iki bölgeye dokunmadan birbirinize uyarıcı masaj yapın.
Kaynak: Formsante
Gönderen
Ayşe İlaj
zaman:
03:39
0
yorum
Etiketler: akıllıca, alık alık bakma, ana, cinsel yaşam, kalın damar, karanlık, koyun, Meryem, Meryem Ana, olağan, olay, sendrom, sendromu, sex, sıcak, Yatak odası, Yatak odasında
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

